3 Mayıs 2015 Pazar

Human


Islamic Sufism tells the story of Man's inner world. Should we consider our metaphysical or spiritual aspects such as the spirit, the self, the heart, the mind or the faith, which are all accepted as the common concepts of all monotheistic religions, as subjective concepts that are not worthy of giving any thought at all; or should we take these values into consideration as important moral properties which create the Man by means of continuous interaction inside a framework of life and its endless information.

Sufist resources assert that; all of these metaphysical aspects of ours have an identity while relating all figures that the Man interacts throughout his life with moral values of Man's inner world. These moral values and aforesaid relations, create the scenario of our lives.

We are often faced with a difficulty, when we are asked who the Man really is. When true combination of Man is considered; it can be at least sensed that, the Heart is the most apparent, the most definitive feature of Man, which is surely the most occupant property of its life. Because, when we try to look for an influential content that shapes the behaviors and other aspects of the Man's life, it will not be wrong to say that the Heart is the most active element in those terms. In Sufist perspective, the Man is the Heart. Of course, as the Man is also under the heavy influence of its ego, it can be undoubtedly said that; when humane properties of Man are in question; the identify of Man is absent.

It is possible to further explain this topic by means of a simple example. Let's think of an old but close friend of ours, whom we have not seen for a long time, yet we remember his words that remind us the reality and uniqueness of believing to a divine creator. Likewise let's assume us to be someone who reaches out for uniqueness and genuine aspects of life, a person who adopts the tendencies of our Hearts as the main guiding force. And finally, let's think of another person, who envies our sensitivity, and continuously to bully us and play without nerves to compensate his/her jealousness.

In such a case, a Sufist, someone who interprets these issues through the perspective of Islamic Sufism would say that; "our long-lasting beloved friend would be the port, our envious friend would be the Self, and we would be the Heart that reaches out for happiness. Therefore we should reach the port with our heart for happiness. Because, someone who positions faith on the throne of his heart will surely enables the Self to believe the divine owner of all realms. In other words, there's no other way to purify the Self.

The Self positions itself in a realm of superiorities and inferiorities. It recognizes the faith, yet it fails to establish a belief. Of course it would be needless to say that; the Man is capable of acknowledging that all superiorities are features of a divine higher power. In fact, the Divine creator already states that all inferior feelings in minds of Man are products of the Self. Therefore, the Man, or in an Islamic Sufist perspective, the Heart, shall always search for the Faith, and shall do its best to preserve the Faith, the true purpose of our being which awaits us.

Therefore, Islamic Sufism acquires its source from the Holy Quran, especially in terms of its efforts which try to explain the relationships between these aforesaid exclusive concepts by means of simple expressions and exemplifications.

Trying to create my articles inside this perspective and acknowledging the moral aspects of man as an effort to realize himself; I have been trying to designate the influence of the relationship among these moral aspects on the transformation and evolution of Man.

www.algilarveteklik.com



28 Kasım 2014 Cuma

Duyguların Algılanması


DUYGULAR





İnsanlık kendi tarihi boyunca , ilişki içerisinde bulunduğu her olgunun , üzerindeki yansıması olan bir kavramlar dünyasının içinde yaşamaktadır ve bu kavramlarla olan karşılıklı etkileşimi ile ya bu dünyayı geliştirmek ve onu anlamak yada kendi yarattığı kavramların etkisi altında kalarak yaşamını edilgen bir varlık olarak sürdürmek gibi bir açmazın içerisindedir . Söylenmeye çalışılan mesele , duyguların varlığı manasız mıdır ? ifadesini örnekle açmaya çalışırsak , üretim anlamında toprakla yoğurulan insanlık , onu ana , ekmek parası yada güç göstergesi olarak yorumlarken yarattığı kavramların sonunda kendisine yönelmiş kişilik belirleyici olan yanının ve akıbeti ile direkt alakalı bir sırrının olduğunun farkında mıdır sorusuna nasıl bir cevap aranması gerekliliği ile ilgilidir . 


İnsanoğlunun kendisini yönetme tehdidi ile hemen yanı başında taşıdığı yada içinde yaşadığı bu kavramlar alemine etkin bir biçimde katılışı ancak bu kavramın ismini koyarken yaptığı hataları telafisi ile mümkündür yani duygularının gerçeğini anlamakla .


Mutluluk insani bir duygudur ve bünyemize tam manası ile çözümlemesi yapılmamış bazı hislerin yansıması esnasında kullandığımız bir kavramdır . Mutluluk kavramının günümüz dünyasında , insanlar arasındaki varlığı hiç şüphesiz tarihsel süreçten süzülen tüm diğer kavramların gelişimi ve bir diğerini etkilemeleri ile biçimlenmiştir. Ancak biz çok nadir olarak duygularımızı sorgulamakta ve onların ne olduğunu anlamaya çalışmaktayız , varlıklarının neye hizmet ettiğini ve varoluş nedenlerini düşünmekteyiz . Mutluluğun insanın hangi gelişmeleri görerek , değerlendirerek , diğer bir ifade ile hangi olguların , elde edilmiş insani değerlerin yada bunları isimlendiren kavramların ortaya çıkışı ile hissedilen bir duygu olduğunu sorgulamamız evrende tuttuğumuz yer açısından zorunludur . Bu yazının konusu ile ilgili olarak ve açıklamaları fazla uzatmama amacı ile şu kadarı ile yetinip , insanın mutluluk duygusunun ana kaynağının , yine insanlığın tarih boyunca oluşturabildiği karşılıklı güven kavramı ile derinden ilişkisi olduğunu söylemek mümkündür . 


Peki mutluluk duygusunun elde edilmesinin arkasındaki ana temanın güven kavramından geçmesi neden önemlidir ve irdelenmelidir . Bu sorunun cevabını şöyle vermek mümkündür , kavramlar olarak tüm duygularımız ve onların gerçeğinin ortaya çıkışını sağlayan olgular , tarihsel süreçte kendi devinimi ile ortaya çıkan , tesadüflerin yönlendirdiği bir biçimlendirmenin sonucu mudur ? Yoksa felsefi bir başka kaynağa dayanan gerçekliği var mıdır ? Örneğin ilahi takdirin insanlığı bir gerçek konusunda farkındalığa yönlendirmesi gibi bir amacı olabilir mi ? 


Tesadüflerin varlığının sonucu olarak belirlenmiş bir duygusal alemimiz olduğunu iddia edersek , eğer insanlar arasında bugün elde edilmiş güven duygusu birikimi olmasa idi , mutlulukta olmayacaktı gibi mantıksal bir sonuca ulaşırız . Ancak insanın kendi duygusal derinliklerini irdelemesi insanlığın ortak kaderinin tarihsel süreçte kendi yarattığı özenle oluşturulmamış kavram kargaşasının eğitiminden geçerek yaban benzeşmeler oluşturmak değil , kendi duygularındaki ortak sapmaları , inceliklerle eğiterek bütünlüğe hizmet etmek olduğu anlaşılmaktadır .


Duygusal ortaklıkta, insanın enfüsi , nefsani yada derinliklerinden gelip yaşama yansıyan yönünün ancak tekamülü , gelişimi halinde bir hizmetkar olabileceği , hizmeti kainata ismi ile yazmış yaratıcının muradının olduğunu görmekteyiz . Kendisine acıyan bir duygusal hal düzeltilmediği sürece , insanlar arasındaki merhamet duygusunun varlığına insanı inandırma gayreti sadece psikiyatri kliniğinde tedavi edilebilir , çünkü merhametin ve gönle ait tüm zerafetlerin varlığına imanın gerçekleşmesi nefsani direncin en büyük gücü sergilediği sahadır , çünkü o kendinden daha üstün bir başka ifade ile varlık aleminin duygularına müdahale edebilen ahkam sahibi bir gücün varlığına tahammül edemez . Kendisine acımalı ki tüm insanlığı merhamet yosunu kabul ettirebilsin ve her kesin kendi çıkarları için mücadele ettiği bir dünyanın aktörü olsun . Bu onun bütünlüğüne hizmet eden en kolay illüzyondur . Tüm duygularımızı ve hepsinin aynı kurgu ile programlandığını düşünsenize ..... 

 http://www.algilarveteklik.com